Zevk ve acı birbirlerini dengeleyen iki unsurdur. O yüzden ikisi de doğaldır. Zevk alan acı çeker; acı çeken ise zevk alır. Acının giderilmesi sadece bireyin iç dünyasındaki yapılanmanın gerçekleşmesi ile mümkün olur. Bunun için de kişinin dışsal değil, içsel yolculuğa çıkması gerekir.
Acının psikolojik bir rahatsızlığa dönüşmemesi için birey farkındalığını yükseltmeli, zekayı uyandırmalı ve uyanık, tetikte olması gerekir. Acı gelince ondan kaçmamak ve onu kabul etmek gerekir. Acı ile yüzleşilmeli, acının nereden kaynaklandığının bilinmesi gerekir.
Acı, birşeylerin yanlış gittiğine dair bir uyarıdır. Bu uyarıyı bilen, algılayan birey, acının ötesine geçerek haz boyutuna yükselir. Haz sonsuz cosķu veren bir histir. Hazzın yaşanması için bireyin beden olarak değil, ruhi öz olarak hareket etmesi gerekir. Bunun için de yaşamın getirdiklerine şükretmek gerekir. Anda ve şimdide kalmak gerekir.
Kabulleniş ve teslimiyet acılara son veren iki unsurdur. Kabullenme olduğunda birey varoluşsal akışta olarak teslimiyet içinde olur. Acı eğer bünyede varsa hemen tam nefes tekniği ile hemen atılmalıdır ki bir patlamaya neden olmasın.
Acı kabullenilmelidir ve acı kesinlikle kontrol edilmemelidir. Acı çekildiğinde varoluşsal şarkılar dinlenip, adeta acı ile dans edilmelidir. Böylece acı karanlığı son bulur ve hazzın muazzam ihtişamı iç dünyaya yayılır.
Bu yazıda Dünyaca Ünlü Yazar, Nobel Barış Ödülü Adayı Akif Manaf’ın “Acı Psikolojisi” eserinden yararlanılmıştır.










