Sevgi ve nefret aynı madalyonun iki yüzüdür. Yani sevgi varsa nefret de yüzünü gösterir. Bu ikilikler dünyasında sevgi nefretin ters yansımasıdır. O yüzden sevgi varsa nefret de vardır.
Birey öz varlığıyla temasa geçtiğinde, öz varlığındaki ışığı sevilene yansıttığında, sevgi gücü daha çok artar ve bireyin kalbi sadece sevilen için atmaya başlar. Aşk öyle saf bir güçtür ki, dünyayı yerinden bile oynatır. Aşık olan üstün bir varlığa dönüşür ve yaratıcı güç tavan yapar.
Gerçekten sevmek için koşulsuzca vermek ve beklentisizce sevgiyi sevilene aktarmak gerekir. Bu aktarım mantık yolu ile değil, kalp ve sezgi yoluyla gerçekleşir. Kalp gülümsemeye başlayınca kıskançlık, öfke, kibir, nefret gibi yıkıcı duygular ortadan kalkar ve aşk, bireyin kalbinde bir güneş gibi doğar.
Saf sevgi, bireyin özündedir ve doğru zaman geldiğinde bu sevgi çiçek açar ve sevilenin kalbinde vuku bulur. O zaman aydınlanmanın kapıları açılır ve seven ile sevilen birbirine bağlanır. Bu bağ eğer yıkıcı güçlerle kirlenmezse, sonsuzluğa kadar devam eder. İşte gerçek aşk budur! Sadece sevmek, sadece vermek ve sadece sevilenin mutluluğunu istemek.
Böyle bir aşk asla kirlenmez ve kirletilemez. Yağmur gibi yağan saf sevgiye kalbinizi açtığınızda, koşulsuz sevgiyi reddetmediğinizde, içinize akmasına izin verdiğinizde, işte o zaman gerçek bir varoluşsal kutlamanın içinde olacaksınız Kendinizi hiç olmadığınız kadar güçlü hissedeceksiniz. Yeter ki reddediş içinde olmayın, varoluşun akışında olun ve kabullenmeyi yaşayın. O zaman aşk dalgalarının üzerinde daima sörf yapacaksınız ve bu oyun, size evrenin kapılarını açacak.
Bu yazıda Dünyaca Ünlü Yazar, Nobel Barış Ödülü Adayı Akif Manaf’ın “Güç Nedir ve Nasıl Güçlü Olunur?” eserinden yararlanılmıştır.










